erdalproduksiyon @ gmail.com

Sessiz Tehlike Hikikomori Kapımızda

Günümüz insanının zihni artık zahmet ve sabır isteyen her şeyden kaçıyor.

Akıllı telefonlar, tabletler ve sayısız ekran… Hayatımızın vazgeçilmez araçları haline gelen bu teknolojiler, farkında olmadan zihinsel dünyamızı da şekillendiriyor.

Ekranların aşırı kullanımı; unutkanlık, odaklanma güçlüğü ve zihinsel yorgunlukla kendini gösteren bir bilişsel yavaşlamaya yol açıyor. Uzmanların “dijital demans” olarak adlandırdığı bu durum, çağımızın en görünmeyen ama en yaygın sorunlarından biri haline gelmiş durumda. Hafıza zayıflıyor, karar verme becerileri köreliyor, dikkat giderek parçalanıyor.

Bir zamanlar telefon numaralarını ezbere bilir, onlarca farklı şifreyi kolaylıkla hatırlardık. Şimdi ise en basit bilgileri bile cihazlarımıza emanet ediyoruz. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken zihnimizi tembelleştiren bir alışkanlığa da dönüşüyor.

Araştırmalar, insanın ortalama dikkat süresinin giderek kısaldığını gösteriyor. Hatta bazı verilere göre bir Japon balığı yaklaşık 9 saniye odaklanabilirken, modern insanın ortalama dikkat süresi 8 saniyeye kadar düşmüş durumda.

Başka bir ifadeyle; çocuklarımızın dikkat süresi artık bir balığın bile gerisine düşmüş olabilir.

Bu tablo yalnızca ergenlik dönemine özgü bir sorun değil. Dışarıdan yetişkin görünen fakat iç dünyasında sürekli uyarılma ihtiyacı duyan, durup düşünmekte zorlanan bir nesil yetişiyor.

Emek verilmeden elde edilen sahte başarı duygusu, gerçek başarıya giden yolu giderek daha da uzaklaştırıyor. Kolay kazanımların cazibesi, gençleri gerçek hayatın zorlukları karşısında daha kırılgan hale getiriyor.

Bugün giderek daha fazla insan fiziksel olarak hayatta ama psikolojik olarak hayattan çekilmiş durumda. Sosyal ilişkiler zayıflıyor, insanlar günlerinin büyük bölümünü çevrim içi dünyada geçiriyor. Japonya ve Güney Kore’de bu durumu tanımlamak için özel bir kavram kullanılmaya başlandı: Hikikomori.

Hikikomori; toplumdan uzaklaşan, odasına kapanan, sosyal ilişkilerini neredeyse tamamen kesen ve hayatını çoğunlukla dijital ortamda sürdüren bireyleri ifade ediyor.

Uzmanlar aileleri sürekli bu tehlikeye karşı uyarıyor. Ancak asıl soru şu: Bu konuda gerçekten kim, ne kadar sorumluluk alıyor?

Teknolojik çağın içinde sosyal alanlar giderek daralırken çocuklara alternatif yaşam alanları sunabiliyor muyuz?

Betonlaşan şehirlerde çocukların nefes alabileceği parklar, kültür merkezleri, spor alanları yeterli mi?

Belediyeler gençlerin zaman geçirebileceği güvenli sosyal ortamlar oluşturabiliyor mu?

Kaliteli kitaplar çocuklara ulaşabilecek fiyatlarda mı?

Okullarda öğrencilerin dijital dünyaya karşı bilinç geliştirmelerini sağlayacak müfredatlar var mı?

Aileler bu mücadelede ne kadar destekleniyor?

Bir zamanlar sokaklar ve mahalleler çocukların en güvenli oyun alanlarıydı. Bugün ise aileler çocuklarını dışarıya gönderirken endişe duyuyor.

Sonuç olarak günlerinin büyük bölümünü odalarında geçiren, okula gitmek istemeyen, ailesi dışında sosyal ilişkisi zayıf, sorumluluktan kaçan bireyler ortaya çıkıyor. Uzun süre bu şekilde yaşamayı tercih eden çocuklar Hikikomori adayı haline gelebiliyor.

İleri aşamalarda ise gün ve gece düzeni tamamen bozuluyor; birey sosyal hayattan koparak ciddi bir psikososyal sorunla karşı karşıya kalıyor.

Teknoloji, toplumsal baskı ve psikolojik sorunlar bu tablonun ortaya çıkmasında önemli rol oynuyor.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var:

Teknoloji insanın hizmetinde olduğu sürece faydalıdır.

İnsan teknolojinin hizmetine girdiğinde ise yalnızlık başlar.

Ve o yalnızlık bazen bir odanın kapısını kapatmakla başlar.